Herhangi Bir Derste Başarılı Olmanın Bilimsel Temeli

Öğrenciler açısından ders çalışmak gerçekten çok zor bir durumdur. Bir öğrenciye “hadi ders çalış” demek ona işkence yapmak anlamına geliyor. Ne kadar çabalasam da istediğim gibi olmuyor diyen birçok öğrenci var. Ders deyince “içime bir daraltı geliyor” diyen milyonlarca genç var.

Ama bazı öğrenciler var; onlar ders çalışmayı eğlence sayıyor. Bu kişiler derslerinde ise gayet başarılıdır. Peki aynı davranış nasıl oluyor da birilerine çekici gelirken diğerlerine itici geliyor? Bu sorunun cevabını ararken pek mantıklı bir şey bulamadım. Ta ki Wolfram SCHULTZ’un deneyinden haberdar oluncaya kadar.

YGS-LYS ve TEOG sınavlarına giren öğrencilere hep en iyi bildiğin testten başla diyordum. En iyi testten başlarsan diğer testlere karşı kendine bir güven kazanırsın. Bu da sorulara daha cesaretle yaklaşmanı ve başarılı olmanı sağlayacaktır, diyordum. Ama bunun bilimsel bir temelinin olduğunu bilmiyordum.

Wolfram SCHULTZ Parkinson hastalığı hakkında araştırma yapıyormuş. Araştırma yaparken maymunlar üzerinde yaptığı bir deneyde çok ilginç bir bilgiye ulaşıyor. Araştırmasını beyindeki dopamin hormunu üzerinde yoğunlaştırmış. Dopamin, “keyif hormonu” olarak da bilinmektedir. İnsanların zevk aldıkları bir davranıştan hemen önce salgıladıkları bir hormondur.

Yaptığı deneyde maymunun önüne tesadüfen bir elma koyuyor. Maymunun beyni de o anda ölçümleniyormuş, maymun elmayı gördüğü anda dopamin salgılamaya başlamış. SCHULTZ buna çok şaşırıyor; çünkü maymun elmayı yemeden dopamin salgılıyor. SCHULTZ araştırmasını derinleştirdiğinde fark ediyor ki, elmayı görmek maymunda elmayı yiyeceğine ilişkin bir “beklenti” oluşturuyor. Bu beklenti de maymunun zevk almasını sağlıyor.

Deneyi devam ettirince maymuna elmayı görmeden önce bir ışık veriyor sonra elma gösteriliyor.  Maymun bu defa ışığı gördüğü anda dopamin salgılıyor. Deney aynı şekilde devam edince bir süre sonra maymun dopamin salgılamıyor; çünkü beyin dopamin salgılamaya gerek duymuyor. Beyin, enerjisini tasarruflu kullanmak için ışık ile elma arasındaki ilişkiyi öğrendiği için dopamin salgılamaya gerek duymuyor.

Öğrencilerin ders çalışmaları ile bu deney arasında ne tür bir ilişki var diyebilirsiniz. İnsan merak eden bir varlıktır. Kendisini şaşırtan şeylerle karşılaştığında heyecan duyar ve öğrenmek ister. Ancak bazen öğrenilecek şeyler yeteri kadar zevkli olmadığı zaman öğrenme isteği oluşmuyor. Üniversitede veya lisede öğretmenlerin zorla oku dediği kitapları okumaz, kendi beğendiğimiz kitapları ise saatlerce okurduk. Birisi bize zevk verirken diğer zevk vermiyor.

Ders çalışırken de eğer bir şeyleri keşfetme, yeni şeyleri öğrenme ve bir sonraki öğrenme için istek oluşmuyorsa yani beyinde dopamin salgılanmıyorsa öğrenme olmaz. Bu sebeple öğrenmelerin öğrencilerin isteğine uygun olması gerekir.

Bazı öğrencilerin derslerde başarılı olmasının nedeni her gün onları heyecanlandıran yeni bilgilerin oluşmasıdır. Daha önce öğrendiklerinin üzerine yeni bilgiler ekleyebiliyorlar. Bilgileri ilişkilendirebiliyorlar; aynı maymunun ışık ile elmayı ilişkilendirmesi gibi.

Öğrencilerin en çok yakındığı konulardan biri de “bu konular günlük hayatta ne işimize yarayacak” cümlesinde saklıdır. Öğrenci, öğrendikleri ile günlük hayat arasında ilişki kuramadığı için dersten zevk almıyor, dopamin salgılamıyor.

Deneyde fark edilen önemli noktalardan biri de “beklentilerin” keyif vermesi idi. Ders çalışmaya başlayacak biri de beklentiler olumsuz olunca, davranış da olumsuz oluyor. Yani dersten sıkılacağı “beklentisi” ile derse oturanın dersten sıkılması normaldir.

Beklentinin olumlu olması için öğrencinin öncelikle başaracağına ilişkin bir tutumunun olması gerekir. Bu tutumu ise ancak en iyi bildiği bilgiden başlayarak ilerletmesi gerekir. Bir adım atan ikincisini atmaya yönelik cesaret elde eder. Eğer en iyi bildiğiniz yerden başlarsanız, diğerleri de arkasından gelecektir.

Başarılar diliyorum.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*