II. ABDÜLHAMİT HAKKINDA DETAYLI BİLGİ

Sultan Abdülhamit  1842’de İstanbul’da doğmuştur. Sultanın  Babası Birinci Abdülmecit, annesi Tir-i Müjgan Sultan’dır.  Annesi çerkezdir. Sultan İkinci Abdülhamit çok küçük yaşta iken annesini kaybetti. Osmanlı Devleti’nin otuz dördüncü padişahıdır. Aynı zamanda İslam halifelerinin yüz on üçüncüsüdür.

Kişilik olarak nazik bir insandı. Kimsenin kalbini kırmazdı. Zeka ve hafızası ile herkesin dikkatini çekmekteydi. Çok iyi yetiştirilmişti. Uzun yıllar ticaretle uğraştı.

Abdülhamit Han’ın en büyük talihsizliği, devleti çok kötü şartlar altında eline almış olmasıdır. Buna rağmen hiç yılmadan, bıkmadan müthiş bir zekâ, sabır ve büyük bir maharetle devleti, otuz  üç sene ciddî bir kayba uğratmadan idare etmiştir.

Abdülhamit’i anlamak 21.  yüzyılı anlamaktır. Tarih onu acımasızca eleştirmişken sonradan pişman olanlara, değerini geç de olsa anlayanlara ve hatta bunu bir itirafname olarak yazıya dökenlere tarih şahit olmuştur. Abdülhamit Han  31 Ağustos 1876’da padişah ilan edildi. Tahta çıktığında kendisini bir ateş çemberi içinde buldu. Ruslar Kafkasları ve Kırım’ı ele geçirmiş, Fransızlar Cezayir’i işgal etmişlerdi. Sırbistan ve Romanya özerkliğini ilan etmiş, Yunanistan ise bağımsızlığını kazanmıştı. Yurt içinde meşrutiyet yanlısı görüşler güçlenmişti. Hatta padişahlığın tasfiyesi de konuşulmaktaydı. Ekonomi tam anlamıyla çökmüştü. 1854 yılında alınan ilk dış borçtan sonra mali yapı giderek bozulmuş, kocaman imparatorluk aldığı borçları ödeyemez hale gelmişti. Hazine borç içindeydi. Tanzimat’tan beri her şeyimizi Avrupa’dan getirir olmuştuk.  Haberleşme güçleşmişti. Devlet memurluklarının büyük bir kısmı azınlıkları elinde idi. Yurtdışındaki elçiliklerde çalışan memurlar yabancıların amaçlarına hizmet ediyorlardı. Bazıları Yunanistan’ın haklarını savunmanın Osmanlının haklarını savunmaktan daha önemli görüyorlardı.

23 Aralık 1876 ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-i Esasi’yi ilan etti. Yapılan seçimlerden sonra ilk meclis 19 Mart 1877 de açıldı. İmparatorluğun nüfus yapısı nedeniyle seçilen vekillerin çoğunluğu azınlıklardandı.115 vekilden 69 Müslümanlardan(Türk, Kürt, Arap) 46’sı Ermeni, Rum ve  Yahudilerden idi. Müslüman vekiller dağınık ve görev bilincinden uzaktılar. Azınlıkları temsil eden milletvekilleri ise organize bir şekilde çalışmaktaydılar. Görevlerinin farkında idiler. Aslında meşrutiyetin ilanı konusunda Osmanlı’ya baskı yapan batının istediği de bu idi. Demokrasi ve insan hakları için değil kendi adamlarından olan milletvekilleri sayesinde Osmanlının içişlerine karışmak ve daha çok baskı yapmaktı. Böylece birinci meşrutiyet dönemi başladı. Padişah ile meclisin ülkeyi birlikte yönetme esasına bağlı olmasına rağmen yargı bağımsızlığı ve temel haklar güvence altına alınmasına rağmen egemenliğin esas kaynağı yine padişahtı. Ancak padişah bir buçuk yıl devlet idaresine hiç karışmadı. Devleti sadrazam Mithat Paşa idare etti. Yanlış politikalar nedeniyle 1877 yılında Osmanlı-Rus savaşında hezimetle ayrıldı. Abdülhamit meclisi feshetti. Yönetimi tek başına eline aldı.  Abdülhamit devletin meşrutiyetle değil Müslüman unsurlara dayanan bir idare ile kurtulabileceğini düşünmekteydi.

Ancak batı bundan rahatsızdı. İngilizler beşinci  Murat’ı padişah, Mithat Paşayı da sadrazam yapmak niyetindeydiler. Jön Türkler aracılığı ile padişaha baskılar yaptılar. Tarihe Çırağan baskını olarak geçen başarısız darbe girişiminde bulundular. 20 Mayıs 1878 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi nedeniyle hafiye teşkilatını kurdu.

Hükümdarlığı döneminde herkes tarafından eleştirildi. Hürriyeti yok etmekle suçlandı. Bütün kötülüklerin sorumlusu olarak ilan edildi. Dönemin batı yanlısı aydınları tarafından da İslamcıların bir kısmı tarafında da eleştirildi. Abdülhamit’in sistemine sürekli karşı çıktılar.  Bir Osmanlı sultanına reva görülen muameleye katkı sağlayanların çoğu âlim, paşa ve yazardı. Yani ülkenin aydınlarıydı. Sultan ise anılarında ‘Beni evhamlı sanıyorlardı hayır ben sadece cahil değilim. ’ demiştir.

İmparatorluk asırlarca savaşlardan bitap düşmüştü halk savaşlardan dolayı hayatından bezmişti. Devlet de halk da her geçen gün fakirleşiyordu. Abdülhamit ise 33 yıl ülkenin savaştan uzak kalmasını sağlamıştı. Bu dönemde okullar, yollar, köprüler yaptırdı. Ülkeyi bir baştan diğerine iyileştirdi.  Osmanlı döneminde en fazla okul onun zamanında açıldı. Türk modernleşmesinde önemli bir isim oldu. Birçok hastane, kamu binaları yapıldı, birçok fabrika kuruldu.  Demiryolu projeleri gerçekleştirildi. Ziraat Bankası açıldı. Anadolu ve Ortadoğu’nun petrol haritaları çıkarıldı. Tıp alanında epeyce ilerleme sağlandı. Döneminde eğitim, tıp ve teknolojide çıkan tüm yenilikleri Avrupa ile aynı anda ülkede uygulandı.

‘Kızıl sultan’ iftirası bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Sebebi ise  ermeni isyanlarını bastırmış olmasıydı. Başta İngilizler ve Fransızlar olmak üzere Avrupa’da kan dökücü bir padişah olduğu propagandası başladı. İçerideki muhalifler de onun için kızıl yani kan döken sultan olarak anmaktan çekinmediler. 33 yılık iktidarı boyunca sadece beş suçlunun idamını onaylamıştı. Suçluların çoğunu ya sürgüne göndermişti ya da hapis cezasına çevirmişti. Kendine suikast düzenlemeye kalkışan ermeniyi bile affetmişti.

Abdülhamit dış politikada daima dengeleri korumaya çalışmıştır. Halifeliği bir koz olarak kullanmış. Büyük devletlerin hiç birine bağımlı hale gelmemiştir. Hiç biriyle de ittifak yapma kapılarını tam olarak kapatmamıştır.

Yahudi örgütlerin tüm dış borçların ödenmesi karşılığında Kudüs’ün kendilerine   verilmesini  istemişlerdir. Abdülhamit Han da satılacak bir karış topraklarının   olmadığını söylemiştir. Bu vatan, milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Bu topraklar kanla alınmıştır kanla verilir, demiştir.

Ermeni meselesi konusunda en ufak bir taviz vermemiştir. Ermeniler için bağımsız devlet hayal eden Avrupa bu konuda en büyük engelin Abdülhamit olduğunu anlamıştı. İslam ülkeleri üzerinde gücünü halifelikle kullandı. İngilizler için tehlikeli idi. 31 Mart ayaklanması İngiliz istihbarat ı tarafından desteklenmiştir. Hedef sultanı tahttan indirmekti.

Sultan  meclis kararı ile tahttan 1909 yılında uzaklaştırıldı ve onun politikalarına son verildi. Jön Türkler yönetimi ele geçirmişlerdi. Jön Türklerin politikaları Osmanlıyı 10 yılda dağıttı. 5. Mehmet yerine geçti. Selanik’e sürgün edildi. Orada çok zor şartlarda üç yıl kaldı. Sonra İstanbul’a Beylerbeyi Sarayı’na getirildi. Onun politikalarına son verilmesi Osmanlı’nın da sonu oldu. Onun, Osmanlı Devleti ve İslam toplumu için nasıl bir birleştirici bir unsur olduğu, memleketi 33 yıl nasıl savaşa sokmadan idare ettiği tahttan indirildikten sonra anlaşıldı.

Abdülhamit Han görevden uzaklaştırıldığı zaman ülkenin sınırları Adriyatik’ten Basra körfezine, Karadeniz’den Afrika’nın çöllerine kadardı. 5 milyon kilometre kare idi. Ayrılırken dış borçlar azalmış, devlet ekonomisi toparlanmıştı. 1909 yılında tahttan indirildikten sonra kocaman bir devletin çöküşünü büyük bir üzüntü ile takip etmekteydi. Osmanlının yıkıldığını görmeden 10 Şubat 1918 tarihinde vefat etti.

 

II. ABDÜLHAMİT’E NEDEN KIZIL SULTAN LAKABI TAKILDI?

Avrupa devletleri tarafından, özellikle İngiltere ve Fransa ermenilere doğuda bağımsız bir  devlet vaat etmişlerdi. Ermenileri Osmanlıya karşı kışkırttılar. Ermeniler Osmanlı’ya karşı ayaklandılar. Abdülhamit Han ermeni isyanını bastırdı. İsyanını bastırmak için aldığı tedbirler nedeniyle kızıl sultan lakabı takıldı büyük sultana. Kızıl sultan derken çok kan döken demek istediler. Bu iddia  ilk olarak Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. İngiltere ve Fransa başta  olmak üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamit’in kan dökücü bir padişah olduğu söylentileri  ile bir kara propaganda başlatıldı. Türkiye’deki batı yanlıları tarafından da çok kullanıldı bu ifade. Batıyı anlamak zor değildi. Batı bir şekilde Ulu Hakan’ı yıpratmak için elinden geleni yapacaktı. Halkın gözünden düşürecekti. Onu tahttan indirip kendi sözünü dinleyen, dediklerini düşünmeden yapanları tahta oturtacaktı. İçerideki sözde aydınları ve sözde din adamlarını anlamak hiç de kolay değildi.

Ulu hakan bu iftiralara 33 yıl dayandı. Ülkeyi savaştan uzak tuttu. Devlet ekonomisi uzun süren savaşlar nedeniyle iyice yıpranmıştı. Halk ise bir o kadar fakirleşmişti. Eğitimde çok geri kalınmıştı. Teknolojik gelişmelerden ülkenin neredeyse haberi yoktu. İktidarı boyunca ülke ekonomisini düzeltmek için çalıştı. Fabrikalar kurdu. Demiryolları inşa etti. Telgraf ile haberleşme sistemini ülke geneline dağıttı. Orduyu modernize etmeye başladı.  Osmanlı coğrafyasındaki petrol yataklarının haritasını çıkartırdı. Bugün Osmanlı coğrafyasındaki bir çok tarihi eser onun döneminde gerçekleşti. En sonunda meclis kararı ile görevden alındı. Yunanistan’a sürgüne gönderildi.  Ulu Çınar Osmanlı İmparatorluğu için de son yaklaşmıştı.

 

II. ABDÜLHAMİD’İN TOPRAK İSTEYENYAHUDİLERE CEVABI

Yahudi örgütlerin tüm dış borçların ödenmesi karşılığında Kudüs’ün kendilerine   verilmesini  istemişlerdir. Abdülhamit Han da satılacak bir karış topraklarının   olmadığını söylemiştir. Bu vatan, milletime aittir. Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Bu topraklar kanla alınmıştır kanla verilir, demiştir.

 

II. ABDÜLHAMİD GÖREVDEN UZAKLAŞTIRILDIĞINDA ÜLKENİN SINIRLARI

Abdülhamit Han görevden uzaklaştırıldığı zaman ülkenin sınırları Adriyatik’ten Basra körfezine, Karadeniz’den Afrika’nın çöllerine kadardı. 5 milyon kilometre kare idi. Ayrılırken dış borçlar azalmış, devlet ekonomisi toparlanmıştı. 1909 yılında tahttan indirildikten sonra kocaman bir devletin çöküşünü büyük bir üzüntü ile takip etmekteydi. Osmanlının yıkıldığını görmeden 10 Şubat 1918 tarihinde vefat etti.

 

 

II. ABDÜLHAMİD TAHTA ÇIKTIĞNDA OSMANLI’NIN DURUMU

 

Sultan Abdülaziz’in 1876’da tahttan indirilmiş ve şüpheli bir şekilde ölmüştü. Ağabeyi  V. Murat’ın tahta geçirildikten kısa bir süre sonra ruhsal çöküntü geçirdiği iddiasıyla tahttan indirilerek Çırağan Sarayı’na hapsedilmişti. Devlet yönetiminde istikrar yoktu. Beğenilmeyen padişahlar değiştiriliyordu. Son dönemlerde asker de ülkenin aydınları da aynı şekilde siyasete iyice karışır olmuşlardı. İşlerine gelmeyen padişahı tahttan indiriyorlardı. Yine aynı şekilde sistemlerine ters olan devlet memurlarını İstanbul’dan uzaklaştırıyorlardı. Ülke her geçen gün kötüye gidiyor, toprak kaybediyordu. Yapılan savaşlardan hezimetle ayrılmak neredeyse moda olmuştu. O dönemde adı geçen aydınların büyük çoğunluğu Avrupa’da okumuş insanlardan oluşmaktaydı. Devlet onlardan bilimsel gelişmeleri takip etmelerini istemişti. Onlar ise maalesef bilimsel gelişmelerin ülkeye getirilmesinden daha çok siyasetle uğraştılar. Ülkenin yıkılması için batı ile işbirliği etmekten çekinmediler.   Sultan II. Abdülhamit 31 Ağustos 1876 günü 34. Osmanlı hükümdarı olarak tahta çıktı. Osmanlı Tarihinin en çok tartışılan padişahıdır. İç isyanlar ve dış baskıların iyice yoğunlaştığı çok sıkıntılı bir dönemde hükümdarlık yapmıştır. Saltanat süresi boyunca 32 yıl 8 ay Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını önlemek için elinden geleni yapmıştır..  İslam birliği siyaseti izlerken devleti de her yönüyle güçlendirmeye çalışmıştır. 31 Mart olayı sonrası tahttan indirilmiştir. O’nun döneminde Osmanlı Devleti demokrasi ile tanışmıştır. (1876 I.Meşrutiyet’in ilanı)

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*